| İnstagram pozu vermek adına 😝korkarak çıktığım kalenin en yüksek tepesinden şehre bakınca, iyi ki çıkmışım dedim! |
İlk öneri yazımda sizlere St. Hilarion'dan bahsetmek istiyorum. Öncelikle hemen sizlere çok sıkmadan biraz tarihsel bilgi vereyim:
St. Hilarion Kalesi'nin kesin yapım tarihi bilinmiyor ancak millattan sonra XI. yüzyılda Bizanslılar tarafından gözetleme kulesi olarak yapıldığı, Lüzinyan döneminde (1191-1489) geliştirilerek son şeklini aldığı ve Venedik döneminde terk edildiği genel olarak kabul edilmektedir.
![]() |
| Wikipedia |
Kale, girneye 10 km uzaklıkta yer alıyor. Deniz seviyesinden 732 metre yükseklikte olan iki tepe üzerine yapılmıştır. Kaleye çıkılan yolda 480 basamak var.
Bizans dönemi manastır kilisesi, geçiş holü ile salon, köşk, dam terası, mutfak, mahzen (kiler), tuvalet, su sarnıcı, XII-XIII’üncü yüzyıl Lüzinyan Kraliyet sarayı, XIV. Yüzyıl Lüzinyan kışlası ve bunlar gibi yapılar bulunmaktadır. Bazı odalarda kiler, atölye, kale komutanın odası ve mutfak canlandırmaları yapılmıştır. (Kaynak: St. Hilarion Kalesi’ne bir yolculuk)
Bir haftasonu en rahat kıyafetlerinizi giyip, kendinizi bu muazzam yerde yürüyüş yapmaya hazırlayın derim. Kaleye çıkarken keşfedeceğiniz çok fazla şey var!
Kaleye çıkarken, içindeki odaları gezerken, orada geçmişte yaşamış kralların, kraliçelerin, hizmetçilerin ruhları sanki hala ordaymış gibi, sanki bir peri masalının içirisindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz.
![]() |
| Yürüyüşü ve keşfetmeti seven mükemmel arkadaş örneği! 👆 |
Fakat ben yanlız gitmek istiyorum derseniz de, tam huzur bulmalık bir yer olduğuna emin olabilirsiniz. Üstelik yorulursanız içeride Kıbrıs lemonaddası (limonata) yapan bir amcacığın ufak bir kafesi de var!
Kalenin yukarıdaki bir bölümünde penceresi uçuruma bakan bir oda var. Pencerenin adı ise "kraliçe penceresi". Bana anlatılanlara göre, St. Hilarion kalesini kıbrısın en güzel ve en kötü kalpli kraliçesi Recina yaptırmış. Kale yapılırken bir çok gizli yer inşa edilmiş. Kale yapıldıktan sonra bu kötü kalpli kraliçe bu kaleyi inşa eden işçileri tek tek o uçurumdan atıp öldürmüş. (Zere da golifadır!)
Yalnız bilinen bir gerçek var ki, kalenin içindeki bir oda günümüzde hala bulunamamıştır!
İçerisinde bir çok ölüm gerçekleşen, bir çok acılar yaşanan bu kalenin içinde gezerken, kendinizi derin duygular içinde bulmamak ne mümkün? Her odasında farklı bir duyguya kapılıp, derin bir nefes çekmenize neden oluyor!
Bu kadar büyük bir kaleyi gezmek, tırmanmak zorlayıcı görünebilir. Ama emin olun sizde uyandıracağı merak sayesinde zamanın nasıl geçtiğini bile anlamayacaksınız! Hem güzel bir spor, hem mütiş bir deneyim olacağına eminim sizler için. Sindire sindire geziniz!
Yukarıdaki bölümlerden birinde Prens John Kulesi denilen sivri bir tepe var. Buraya Prens John Kulesi denmesinin sebebi ise şöyle bilinmekte;
Anlatılanlara göre Prens John kardeşi olan kral Peter'in ölümüne sebep olan bir olaya karışmıştı. Bundan dolayı Kraliçe Eleanor ondan intikam almak amacıyla ona bir yalan söyleyip, kaledeki bulgar askerlerin kendisini öldürüp kaleyi ele geçireceklerini bir mektupla anlatır. Prens John da bu yalana inanıp bu kuleye çıkar ve askerleri tek tek çağırıp kuleden aşağıya atar. Bu olaydan sonra savunmasız kalede tek başına kalan prens, Eleanor'un Lefkoşa'daki sarayına gider ve birlikte yemek yerler. Yemekten sonra Eleanor ona kocasının kanlı gömleğini gösterir ve onu oradaki herkese tek tek bıçaklatarak öldürtür.
Çeşitli yerlerden ve kişilerden dinleyip okuduğum bu hikayeler, gezimi daha da anlamlı bir hale getirdi. Geçmişteki cinayetlerin acımasızlığı beni düşündürürken, günümüzle karşılaştırmalar yapmaktan da kendimi alıkoyamadım. Sanırım günümüzde de güçlü olanlar, eskideki kadar göstere göstere olmasa da, daha az güçlü olanları eziyor. Bu düzen hep böyle.
Kesinlikle gidin, gezin ve o atmosferi yaşayın!
Kendinizi doğaya, tarihi güzelliklere, hikayelere bırakın. Günlük streslerinizden uzaklaşmanın en güzel yöntemlerinden biri, benim için böyle yerlere gitmektir. Yürüdükçe kendimi başka bir dünyanın içinde bulmak, hayaller kurmak, eski insanlardan rivayetleri hikayeleri dinlemek... Nasıl keyif almayasınız ki?
Tekrar söylüyorum, kesinlikle gidin ve sindire sindire gezin!
Kaledeki yürüyüşünüz bittikten sonra da gidip bir kleftikocuk (fırın kebabı) yeyin! Merak ettiklerinizi bana sorabilir ve yorum bırakabilirsiniz.
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere hepinize kocaman huzur ve mutluluk diliyorum!!





No comments:
Post a Comment