Saturday, 21 April 2018

Güneşin En Güzel Doğduğu Yer: Altınkumsal -Karpaz Anılarım!

Gonuşacayık da gonuşacayık, e Kıbrıs'ın en güzel bölgesinden bahsetmeden olur mu? Bu sefer sizlerle Dipkarpaz hakkında konuşmak için birlikteyim!

Dipkarpaz, altın kumsalı, "eşşekleri", tarihi yapıları ve müthiş doğasıyla sizi büyüleyecek bir bölge. 

Biz Kıbrıslı'ların yazda ailemizle birlikte vakit geçirmek için, kamp yapmak için, denize girmek için ve bunlar gibi gitmek için ürettiğimiz bir çok bahane için vazgeçilmez yerimiz Karpaz!

Karpaz'a gittiğinizde uğramanız gereken en güzel yerlerden biri "Ayandıreya" yani Apostolos Andreas Manastırı. Anlatılanlara göre İsa'nın 12 havarisinden biri olan Andreas'ın gemiyle yolculuk yaptığı sırada su sıkıntısı baş göstermiş ve gemiyle bu manastırın olduğu yere gelmiş. Gemiden inip bastonunu yere vurduğunda, vurduğu yerden su fışkırmış. Bir gözü kör olan gemi kaptanı ise bu suyla yüzünü yıkadığında gözü iyileşmiş. Bu eski inanıştan dolayı günümüzde hala manastıra ziyaretçiler gelir ve hasta yakınları için adaklar adarlar. Manastıra gelemeyen inançlılar ise bir şişeye zeytinyağı koyup en yakındaki denize atarlar ve bu sayede adaklarının rüzgarlara hükmeden Andreas tarafından manastırdaki rahiplere ulaştırılıp, dileklerinin gerçek olacağına inanırlar.
Manastırda ayrıca bir çok Kıbrıs'a özgü el emeği eşyalar da satın alabilirsiniz!


360 derece Apostolos Andreas Manastırı.

(Full ekran incelerseniz daha güzel bir deneyim olur, beyaz oklara tıkladığınızda manastırın farklı bölümlerini de inceleyebilirsiniz!)


Apostolos Andreas (St. Andrew) Monastery, Karpass, Cyprus


Bir diğer büyüleyici yapı, bizim deyimimiznan Ayfilon, genel bilinen adıyla Ayios Philon kilisesi. Yine adaklar adanan bu büyüleyici yapı, Apostolos Andreas manastırına nazaran daha küçük ama yine de görmeye değer. 


Ama be Aslı hep eski yapılardan mı bahsedecen? Tabi ki hayır!
Neleriynan ünlüdür ya Karpaz? EŞŞEKLER!
Arabanızla uzuuuun bir yolculuktan sonra, Karpaz Milli Parkı tabelasını gördüğünüzde her an karşınıza eşşekler çıkabilir. DIKKAT!

Karpaz insan elinin en az değdiği bölge olarak, güzelliğini korumaya ve dayanmaya devam ediyor. Mis gibi plajları, eşşekleri, kaplumbağaları (bu konuya da değineceyiz tabi ki! ) havası, suyu bir başka! Sanki cennetten bir parça gibi.
Bir kere gelirseniz, alışkanlık yapar benden söylemesi.
Benim önerim gelmişken buraya ya çadırınızla gelin ya da buradaki tahta evlerde kalıp bir kaç gün geçirin. Tadına bir günde doyamazsınız!

Karpaz, Altınkum ve Kuzey Karpaz sahilleri eşşeklerin yanı sıra kaplumbağalara da ev sahipliği yapıyor. Malesef nesilleri tükenmek üzere fakat bu bölgelerde güvenli bir ortamda yumurtlayarak nesillerini devam ettirmeye çalışıyorlar. 18 yıldır koruma altında olan bu kaplumbağalar için Kıbrıs en önemli bölgeler arasında yer alıyor. Bu hayvancıkların hala gelip bu bölgede yumurtlaması bu bölgenin ne kadar temiz ve neredeyse el değmemiş olduğunun bir kanıtı!


Size son sözüm, Karpaz'a gelmezseniz, Kıbrıs'a gelmiş sayılmazsınız! Bir sonraki yazımda görüşmek üzere!

Wednesday, 14 March 2018

St. Hilarion'da Tüm Şehir Ayaklarımın Altında!

Merhaba!

İnstagram pozu vermek adına 😝korkarak
çıktığım kalenin en yüksek tepesinden
şehre bakınca,
iyi ki çıkmışım dedim!
Yazı başlığında da dediğim gibi St. Hilarion'da tüm şehir cidden ayaklarım altındaydı! 👉👉👉👉 👉👉👉👉 👉                                                                       

İlk öneri yazımda sizlere St. Hilarion'dan bahsetmek istiyorum. Öncelikle hemen sizlere çok sıkmadan biraz tarihsel bilgi vereyim:
St. Hilarion Kalesi'nin kesin yapım tarihi bilinmiyor ancak millattan sonra XI. yüzyılda Bizanslılar tarafından gözetleme kulesi olarak yapıldığı, Lüzinyan döneminde (1191-1489) geliştirilerek son şeklini aldığı ve Venedik döneminde terk edildiği genel olarak kabul edilmektedir.
Wikipedia












Kale, girneye 10 km uzaklıkta yer alıyor. Deniz seviyesinden 732 metre yükseklikte olan iki tepe üzerine yapılmıştır. Kaleye çıkılan yolda 480 basamak var.
Bizans dönemi manastır kilisesi, geçiş holü ile salon, köşk, dam terası, mutfak, mahzen (kiler), tuvalet, su sarnıcı, XII-XIII’üncü yüzyıl Lüzinyan Kraliyet sarayı, XIV. Yüzyıl Lüzinyan kışlası ve bunlar gibi yapılar bulunmaktadır.  Bazı odalarda kiler, atölye, kale komutanın odası ve mutfak canlandırmaları yapılmıştır. (Kaynak: St. Hilarion Kalesi’ne bir yolculuk)

Bir haftasonu en rahat kıyafetlerinizi giyip, kendinizi bu muazzam yerde yürüyüş yapmaya hazırlayın derim. Kaleye çıkarken keşfedeceğiniz çok fazla şey var!
Kaleye çıkarken, içindeki odaları gezerken, orada geçmişte yaşamış kralların, kraliçelerin, hizmetçilerin ruhları sanki hala ordaymış gibi, sanki bir peri masalının içirisindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz.
Yürüyüşü ve keşfetmeti seven mükemmel
arkadaş örneği! 👆
Yanınızda yürüyüşü ve tarihi yerleri seven, keşfetmeye meraklı bir arkadaşınızı da götürürseniz sizin için daha eğlenceli bir deneyim olacaktır. (Bircez fotoğrafcığınızı da çeker hem instagrama goyarsınız! :) )
Fakat ben yanlız gitmek istiyorum derseniz de, tam huzur bulmalık bir yer olduğuna emin olabilirsiniz. Üstelik yorulursanız içeride Kıbrıs lemonaddası (limonata) yapan bir amcacığın ufak bir kafesi de var!

Kalenin yukarıdaki bir bölümünde penceresi uçuruma bakan bir oda var. Pencerenin adı ise "kraliçe penceresi". Bana anlatılanlara göre, St. Hilarion kalesini kıbrısın en güzel ve en kötü kalpli kraliçesi Recina yaptırmış. Kale yapılırken bir çok gizli yer inşa edilmiş. Kale yapıldıktan sonra bu kötü kalpli kraliçe bu kaleyi inşa eden işçileri tek tek o uçurumdan atıp öldürmüş. (Zere da golifadır!)
Yalnız bilinen bir gerçek var ki, kalenin içindeki bir oda günümüzde hala bulunamamıştır!



İçerisinde bir çok ölüm gerçekleşen, bir çok acılar yaşanan bu kalenin içinde gezerken, kendinizi derin duygular içinde bulmamak ne mümkün? Her odasında farklı bir duyguya kapılıp, derin bir nefes çekmenize neden oluyor!

Bu kadar büyük bir kaleyi gezmek, tırmanmak zorlayıcı görünebilir. Ama emin olun sizde uyandıracağı merak sayesinde zamanın nasıl geçtiğini bile anlamayacaksınız! Hem güzel bir spor, hem mütiş bir deneyim olacağına eminim sizler için. Sindire sindire geziniz!


 








Yukarıdaki bölümlerden birinde Prens John Kulesi denilen sivri bir tepe var. Buraya Prens John Kulesi denmesinin sebebi ise şöyle bilinmekte;

Anlatılanlara göre Prens John kardeşi olan kral Peter'in ölümüne sebep olan bir olaya karışmıştı. Bundan dolayı Kraliçe Eleanor ondan intikam almak amacıyla ona bir yalan söyleyip, kaledeki bulgar askerlerin kendisini öldürüp kaleyi ele geçireceklerini bir mektupla anlatır. Prens John da bu yalana inanıp bu kuleye çıkar ve askerleri tek tek çağırıp kuleden aşağıya atar. Bu olaydan sonra savunmasız kalede tek başına kalan prens, Eleanor'un Lefkoşa'daki sarayına gider ve birlikte yemek yerler. Yemekten sonra Eleanor ona kocasının kanlı gömleğini gösterir ve onu oradaki herkese tek tek bıçaklatarak öldürtür.

Çeşitli yerlerden ve kişilerden dinleyip okuduğum bu hikayeler, gezimi daha da anlamlı bir hale getirdi. Geçmişteki cinayetlerin acımasızlığı beni düşündürürken, günümüzle karşılaştırmalar yapmaktan da kendimi alıkoyamadım. Sanırım günümüzde de güçlü olanlar, eskideki kadar göstere göstere olmasa da, daha az güçlü olanları eziyor. Bu düzen hep böyle.

Kesinlikle gidin, gezin ve o atmosferi yaşayın!
Kendinizi doğaya, tarihi güzelliklere, hikayelere bırakın. Günlük streslerinizden uzaklaşmanın en güzel yöntemlerinden biri, benim için böyle yerlere gitmektir. Yürüdükçe kendimi başka bir dünyanın içinde bulmak, hayaller kurmak, eski insanlardan rivayetleri hikayeleri dinlemek... Nasıl keyif almayasınız ki?

Tekrar söylüyorum, kesinlikle gidin ve sindire sindire gezin!
Kaledeki yürüyüşünüz bittikten sonra da gidip bir kleftikocuk (fırın kebabı) yeyin! Merak ettiklerinizi bana sorabilir ve yorum bırakabilirsiniz.


Bir sonraki yazımda görüşmek üzere hepinize kocaman huzur ve mutluluk diliyorum!! 

Friday, 9 March 2018

Gezdim, Gördüm, Şimdi Yazacağım!

“"Bir Kıbrıslı'dan Öneriler!" isimli bu blog Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampusu TUR 102 Türkçe II dersinin projesi olarak Aslı Kırmızı tarafından hazırlanmıştır.” 

Merhabalar!
İlk yazımla karşınızdayım. Aman ne bulur da yazarım, ben en çok hangi konuda güzel bilgi veririm, ne anlatırım derken, aniden aklımda beliren bu fikir içime çok sindi. Kendi kendime "E be Aslı, sen hem gezmeyi çok seven, hem yemek yemeyi çok seven, hem farklı yerler keşfetmeyi seven. Virra da gezen be gızım! (Virra: sürekli, durmaksızın) Neden bunuynan ilgili yazmayasın?" dedim ve işte burdayım.

Kendimi her zaman bir Kıbrıs aşığı bir Kıbrıslı olarak tanımlarım. Burada doğup burada büyümeme rağmen, Kıbrıs'ın beni büyüleyen etkisi hiçbir zaman benim için bitmedi. Neredeyse Kıbrıs'ın her yerini gezip görmeme rağmen ve burasının çok küçük bir ada olmasına rağmen, daha bir çok keşfedecek yer olduğuna inanıyorum. Yazarken çok eğleneceğim ve sizlerin de okurken çok gülüp eğleneceğiniz bir blog olmasını amaçlarken, aynı zamanda sizleri Kıbrıs hakkında bazı konularda bilgilendirmek de istiyorum.

Arada sırada biz Kıbrıslılar'ın kullandığı ağzı, kelimeleri de kullanarak kendimi daha rahat hissedebileceğim, umarım sizin de samimi bulacağınız yazılar yazacağım.

Kıbrıs'ta en güzel yürüyüş nerde yapılır? en lezzetli pizzayı nerde yerim? en güzel kahveyi nerde içerim? nerede huzur bulurum? nerede çılgınca eğlenirim? bu soruların cevaplarını bu eğlenceli blogda bulacaksınız!

Hepinizi sevgiyle kucaklıyor, yazılarımı okumanızı dört gözle bekliyorumm!